Makalelerimiz
Kibir
Kibir, kendini başkalarından üstün görmektir. Başkalarını beğenmeme ve kendini diğerlerinin üstünde görme davranışıdır. Bir davranış olarak dışarıya yansımayabilir. İnsan kendi içinde gizli bir büyüklenme hissine sahip olabilir. Bu his zaten genellikle gizliden gizliye yürütülür. İnsan kibrini genellikle ilan etmez. Hepimizin içinde bir şekilde büyüklük güdüsü vardır. Bunun farkına varmak epey zordur. Az ya da çok, büyüklük iddiasındayız. Bu iddianın kibir olması ölçüsüne bağlıdır. Büyüklük iddiasının aşırı olanı toplum tarafından günah, yani suç sayılmıştır. Davranış olarak dışarıya yansıyanı da toplum tarafından cezalandırılır.
Peki ne yapmalıyız;
Bundan dolayı soracak olursanız kimse bende var demez. Ama her insanın en büyük zaafı kibir dir.
Hatta çoğumuzun hayatını kalitesizleştiren önemli bir unsur insanın kendisini değersiz hissetmesidir. Kibrin altında bastırılmış değersizlik duygusu bulunmaktadır.
Kazanan haklıdır. Haklı olan güçlüdür. Güçlü olmasa zaten kazanamaz.
Aydın Ticaret odası ve TSE ortak organizasyonu ile Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde verdiğim seminere organizasyonu yapan arkadaşlarımın özverili çalışmaları sonucunda 750 kişilik kalbalık bir dinleyici topluluğu katıldı. Seminer çok güzel geçti. Seminer sonrası topluluğun alkışı, ilgisi ve fotoğraf çektirmek için insanların sıraya girmesi sayesinde ben ben olmaktan çıkıp müthiş bir şekilde havaya girdim. İzmir de yaşıyorum ve Aydın dan İzmir’e nasıl geldim. Uçtum mu? Koştum mu? Arabayla mı? Geldim hatırlamıyorum. Yani öyle bir havaya girmişim ki her yerde herkes benden bahsediyormuş gibi geliyor. Neyse eve geldim. Kapıyı çaldım. Hanım kapıyı açtı. O an kapıdan sığmayacak kadar kendimi büyük hissediyorum. Hanım “ekmek aldın mı” diye sordu. Ben “ne ekmeği ben kimim sen biliyormusun” diye sert bi çıkış yaptım. hanım da “biliyorum tabi sen bu eve ekmek getirensin lütfen geri dön ve ekmeği alda gel” dedi. O an sanki kocaman bir iğne bana battı ve bütün havam söndü. Normal kapıdan sığabilecek hale geldim. Çok şükür beni olduğum gibi seven ve insan olduğumu hatırlatan bir eşim var.
Demek ki KİBİR kendimizi hayatın akışı içinde güçlü ve erişilmez kılma arzumuzla ilgilidir.
Gizli ya da açık kibrin en belirgin zararı, bizi ”gözlemci ve analitik” olmaktan alıkoymasıdır.
Kibir bizi bazen acı vereni görmekten kaçınmaya iter… Bazen de bir durumu göremediğimiz için acı çekmemek adına, bize gördüğümüz her öküzün altında buzağı aratır.
Kibir istediklerimizin olması adına saplantılı bir suçlayıcılık ve saldırganlıktan, sürekli kaçak oynamaya, kaybetme korkusu ile donup kalmaktan, anlamsız bir sabır ve sineye çekişe kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılmış bir dizi tutum geliştirmeye sevk eder.
Reddedilerek rezil olmamak adına hakkımız olanı talep edememek de kibirdendir… birisinin yakasına yapışmak ve haddini bildirmek de…
Bağımlı bir çaresizlik görüntüsü altında, eninde sonunda birilerini istediklerimizi vermeye mecbur etmek de kibirdendir… Oyundan ilk çıkan, ilk grup dan ayrılan ve takımını ortada bırakan olmak da…
Başkasının hakkını yemek de kibirdendir… Bağımlılık yaratmak ve dolaylı bir üstünlük sağlamak adına hak edilmemiş ödülleri sağa sola saçmak da…
Hayatımız boyunca kolayımıza gelen alıştığımız hayatı yaşıyoruz, hatalarımız dan ders çıkarmak yerine bir daha aynı hataların tekrarlanmayacağını umarak yaşıyoruz, halbuki hayatın bize öğretmeye çalıştığı dersleri dikkate alarak yaşasak, daha mutlu ve güzel bir hayatımız olur!
Gördüğümüz şeye anlam veremiyorsak, ille de bir senaryo üretmek yerine gerçekleri görmeye çalışmak en doğrusu olacaktır.
Ama insana gerçekler yetmez… çünkü o bununla yetinmez ve illaki kendisinin bir şey yapma isteği oluşacaktır.
Kader ve kadercilik birbirine karıştırılmamalıdır.
Yine de olacaklar olur… Ya da bazen bizim müdahalelerimiz yüzünden olacak iş olmayıverir… Bu da kaderin ta kendisidir
İnsanın en önemli amaçlarında birisi değerli olduğunun hissettirilmesidir. Mutlu ve sağlıklı bir hayat yaşamanın temelinde de değerinin bilinmesi vardır. Eğer ailende, işinde, çevrende kimse değerli olduğunu hissettirmiyor ise nefis büyüyor ve kibir güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor.
Zira biz kafaya taktığımız bir yere varmakla ilgilenirken, hayat bize yürümeyi öğretmekle ilgilenir… Biz kendimizi hayattan korumaya çalışırken, hayat bize ”kendimiz” sandığımız karmaşık duygu yumağından korunmayı öğretmeye çalışır.
Yani aslında hikayemiz, özgüven eksikliğimiz yüzünden bir türlü göremediğimiz bir şefkatle sarmalanmıştır.
Kendi korkularınız ile sınırlanmış ve gölgelenmiş doğrularınıza ya da doğru olsun diye direttiğiniz pempe hayallerinize sarılmayın, ancak o zaman gerçeklerle buluşabiliriz.
Olana direnmeyin…
Bilmiyorsanız sormaktan korkmayın…
Duyduklarınızdan acele sonuçlar çıkartmayın…
Bulduğunuz kanıtlar içinden kendi işinize gelenleri seçip senaryonuzu doğrulamayın…
Bırakın gerçek kendiliğinden ortaya çıksın!
Sonuç sizin değerinizi ya da hayatta kalma becerinizi değil, önemsediğiniz şeylerin gerçek. değerini ve yolunuzdaki yerini ortaya koyacak ve gerçek sizi aşırı kibirden koruyacaktır.