Makalelerimiz
İş Hayatında İletişim
Yazıma küçük bir anekdotla başlamak istiyorum.
Hasan; sessiz, sakin, içe dönük, insanlarla kolay iletişim kuramayan bir gençti. İşe başladığı ilk gün patronu onu arkadaşları ile tanıştırdı ve tornanın başına götürüp yapacağı işleri gösterdi. Endüstri Meslek Lisesi torna bölümü mezunu olduğundan işi hemen kavramıştı.
Hasan’ın mesai arkadaşları, yıllardır aynı yerde beraber çalışmaktaydılar. Çoğu, bu işlerle ilgili herhangi bir eğitim almadan buraya gelmiş, işi burada öğrenerek çok iyi arkadaş olmuşlardı.
Hasan yaptığı iş çok dikkat de gerektirdiğinden, mesai saatlerinde sadece işi ile ilgilenmekte, başarılı çalışmalarıyla patronunda gözünde yükselmekteydi.
Hasan’ın işini iyi yapması ve amirlerince takdir görmesi, günler geçtikçe iş arkadaşlarının üzerinde rahatsızlığa sebep olmaya başladı. Artık Hasan’a karşı olumsuz davranışlar gösteriyorlardı. Onların bu davranışları ile Hasan daha da yalnızlaştı ve arkadaşlarına yakınlaşma umutları iyice söndü…
Bu hikâyede suçlu kimdir?
Sanki sözlerinizi duyar gibi oluyorum. Diğer çalışanlar! Çünkü Hasan’ı kıskanıyorlar. Onlarda çalışsınlar patron onları da sever. İşini yapmayanlar işini yapanları hep kıskanırlar.
Patron! Çünkü Hasan’ı tutuyor. Yıllardır kendine para kazandıran çalışanlarını bir anda yok sayıyor. Hasan gelmeden önce o işletmede hiç iş yapılmıyor muydu? Para kazanamıyor muydu? Ne oldu Hasan sanki tek başına mı çalışıyor. Eski çalışanlar işlerini yapmıyorlar mı?
Tabi ki Hasan! Zaten iletişim sorunu var. O içine kapanık ve sessiz birisi. Çalışanlarla beraber olsa, takımın içine girebilse, ekip çalışmasına yatkın olsa zaten hiç sorun olmayacaktı.
Hayatta en kolay yapılan şey her problemde bir suçlu aramaktır ve mutlaka da bir suçlu bulunur. Aslında amacımız suçlu bulmak değil de sorunu çözmek olmalı sorunun biraz daha temeline inilse burada gerçek sorunun işyerindeki iletişimsizlik olduğu anlaşılır. Çoğu zaman insanlar iletişmek yerine itişmeyi tercih ederler. Çünkü iletişimsizliği hiç kimse kabul etmez. Herkes karşıdakinin kendini anlamadığını düşünür. Kendini ifade edemediğini hiç kimse düşünmez.
Halbuki işletmede çalışanlar, Hasan ve patron ile sağlıklı bir iletişim kurmayı başarabilse, Hasan’ı biraz zorlanarak da olsa grubun içine katabilse, patron da iletişim yeteneklerini kullanarak adaletli ve şeffaf olduğunu gösterebilse işletmede hiç de böyle bir sorun olmayacaktı.
Mutlaka o işletmede Hasan’ın bilgi beceri ve yeteneklerine ihtiyaç vardı ki işe alındı. Ama tek başına hiçbir çalışan takımın üyesi olmadan o işletmeyi başarıya götüremez. İşletmelerde patrona da çalışanlara da gelişmeye açık bilgi sahibi insanlara da ihtiyaç vardır. İşletmelerin başarı seviyelerini yükseltebilmeleri için ekip olma bilincinin olması gerekmektedir. Ekip olabilmeyi başarabilmiş yönetici ve çalışanların niteliklerine baktığımızda bu kişilerin
• Meslek standartları çıtasını yükselten,
• Sorunları “biley taşı” olarak gören,
• “Mükemmellik savaşçısı”
• Kaf dağına tünel açan,
• Kurumsal kültürü yaşayan,
• Başarı inancı yüksek,
• Hedefe kilitlenebilen,
• Kendini ve başkalarını coşkulandıran,
• Hiçbir koşulda pes etmeyen,
• Değerler - ilkeler” ile tutarlı davranışları olan,
• Sorumluluk duygusu taşıyan,
• İçsel motivasyonu “coşku dürtüsü” olan
• “Dozunda” hırslı,
• İnisiyatif kullanan
• Yapıcı iletişim ve sürdürülebilir ilişkiler kuran,
• Sinerji paydaşlığı yapan
• Karşılıklı empati kurabilen,
• Kesimler arasında hoşgörü gösteren
• İki yanlı sağduyusu olan
olduğunu görebiliriz. Bunun için en büyük görev yöneticilere düşmektedir. Öncelikle yöneticiler elverişli kurum kültürünü sağlama yolunda adımlar atmalı ve çalışanlar arasında motivasyonu sağlayarak ast-üst ilişkilerini tanımlamalı. Bunları sağladığımızda hem Hasan’ı hem işletmeyi hem de tüm çalışanları aynı yöne bakabilen ve beraber hareket edebilen takım arkadaşlarına dönüştürebilir, ekip olmayı ve birlikte hareket etmeyi sağlayabiliriz.