Makalelerimiz
İletişiyor muyuz? Yoksa İtişiyor muyuz?
Günlük hayatımızda çevremizdeki insanlarla sürekli iletişim halindeyiz. En yakındaki ailemiz , iş ortamımız, sosyal çevremiz ve hatta ilk defa karşılaştığımız insanlar bizim iletişim kurduğumuz çevrelerdir. Acaba biz bu insanların hepsiyle sağlıklı ve olmasını istediğimiz şekilde ilişki kurabiliyor muyuz? Yoksa iletişim kurduğumuzu sanıp aslında itişiyor muyuz? Kendimizi doğru ifade edebiliyor muyuz, karşımızdakini dinlemeyi ve anlamayı biliyor muyuz?
İletişim ; anlamak, anlatabilmek, anlaşılmak ve anlaşabilmek üzerine bir süreçtir.
Doğru bir iletişim için dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır:
• Mesajları alıcının dünyasına duyarlı olarak hazırlamak
• Ortak değerler, noktalar bulmak
• Doğru kanalı seçmek
• Doğru algılamak
• Doğru zamanı seçmek
• Sözsüz iletişimin gücünden de yararlanmak
• Empati kurmak
• Gürültü yaratmamak
• Geribildirime açık olmak
Çoğu zaman karşımızdakini anlamak yerine kendimizi ifade etmeye çalışırız. İletişimde tarafların içini boşaltma isteği itişmenin başlangıcıdır. Bizim için önemli olan içimi boşalttım düşüncesi, karşımızdaki için de aynı düşünce olunca herkes istediğini söyler fakat kimse kimseyi dinlemez. İşte bu iletişim değil itişmedir. İtişerek hiç bir amacımızı gerçekleştiremeyiz. Aslında hepimizin başkaları ile iletişim kurmak için birçok sebebi vardır. ikna etmek, öğretmek, eğlenmek, haber vermek vb. gibi amaçlarımızı gerçekleştirmek için iletişim kurarız.
Karşımızdakini anlamadığımız ve dinlemediğimiz zaman karşımızdakinin de bizi dinlemesini beklememiz doğal bir davranış değildir. Anlatabilmek için karşımızdakini tanıyabilmemiz gerekir. Peki bir insan başka bir insanı nasıl tanır? Bazen kendimizi bile tam olarak tanıdığımızdan emin değiliz. Olmadık yerde ve zamanda kendimizin bile tanımadığı davranışlar sergiliyoruz.
Davranışlarımız doğduğumuz andan itibaren etkileştiğimiz ve model olarak aldığımız insanlardan kazandıklarımızla ve karekter yapımızla birlikte oluşur. Bu da biz insanların her gün değiştiğini, yenilendiğini ve geliştiğini gösterir. Karşımızdakinin bizi anlayabilmesi sürekli değiştiğimizi karşımızdakine kabul ettirebilmemiz ile mümkündür. Doğal olarak bizim de karşımızdakini anlayabilmemiz ve iletişim kurabilmemiz için empati yapabilmeliyiz.
2010 yılının haziran ayında verdiğim beden dili eğitiminde üç dakikalık sessiz bir film gösterdim ve daha sonra eğitimdeki beş ayrı kişiye bu filmden ne anladığını sordum ve beş ayrı yorum aldım. Bu da şunu gösteriyor ki herkes sizin anlattıklarınızı kendi duygu, düşünce ve kültürü ile yorumluyor. Yorumladığı gibi anlıyor. O yüzden birçok insan hayatta anlaşılamadığından şikayet ediyor. Çünkü dinleyici biz de olsak ;
Söylenenlerin yarısını duyarız
Bunların yarısını dinleriz
Bunların yarısına inanırız
Bunların yarısını hatırlarız
Bunların yarısından azını eylemlerimize yansıtırız.
Durum böyleyse ve biz karşımızdakinin tüm söylediklerimizi tam ve doğru algılamasını istiyorsak, Dinleyicinin duygu, düşünce ve kültürü ile ilgili bilgi sahibi olmalıyız ki anlatmak istediklerimizi sözlerle, mimiklerle ve el, kol, vücut hareketleri ile karşımızdakilere anlayabileceği şekilde aktarabilelim.
Bir insan için dünyadaki en önemli olgu farkedilmek ve önemsenmektir. Bir başkası tarafından farkedilen ve önemsenen insan yaşadığını anlar. Karşımızdaki ile doğru iletişim onu farketmemiz, önemsememiz ve bunu ona hissettirmemiz ile mümkündür.
• Sözlerle Ne Söylediğiniz !
• Söyleme Biçimimizle Nasıl Söylediğiniz !
• Bedenimizle Konuşmadan Yaptıklarınız!
• Tüm bedenimizle aynı mesajı verebilmemiz önemlidir.
İnsanları % 7 Söylediğiniz şey, %38 nasıl söylediğiniz, %55 beden diliniz etkilemektedir !
Bununla ilgili olarak sizlerle gerçek hayatta yaşanmış bir sevgi hikayesini paylaşmak istiyorum
Britanya’da dünya’ya gelen ikizlerin inanılmaz hikayesi;
Doktorların aralarında birinin yaşama şansı olmadığına karar vermesiyle başladı. İkizler önce ayrı ayrı küvezlere konuldu. Ancak aynı hastanedeki “kural tanımaz” bir hemşire, iki kardeşi aynı kuvöze koydu. Sağlıklı olan bebek, iç güdüsel bir şekilde ölümü bekleyen kardeşine sarıldı. Bu sarılışın etkisiyle hayatından ümit kesilen kardeşin kalp atışı ve vücut ısısı normale döndü. Britanya’da minik bir bebek, “yaşamaz” denilen ikizine sarılarak hayat fonksiyonlarının düzelmesini sağladı.
Sizlerin de sevdiklerinize bol bol sarılmayı unutmamanız dileklerimle…